Hiç Bir Başarı Tesadüf Değildir

Sayın Tanyıldız; Bugünkü yazınızı okurken çok duygulandım. Yıllar önce bankada işlem yaptırırken; masa takviminin üzerinde küçük puntolarla bir yazı gördüm. ‘' Hiçbir başarı tesadüf değildir'' O yıllarda küçük bir kreş olan Seçkin Anaokulunu nasıl bir Kolej yaparım diye düşünüp duruyordum. 15 yıl önce beni başarabileceğim konusunda yüreklendiren bu sözü, yıllar sonra sizin köşesinde okumakla, başarının asla bir tesadüf olmadığını bir kez daha gördüm.

Yıllar önce; 15 öğrencili Seçkin Anaokulu; bugün Anaokuluyla, İlköğretim Okuluyla, Fen Lisesiyle, Anadolu Lisesiyle GAZİANTEP SEÇKİN OKULLARINA dönüşmüştür. Okulumuz,150 çalışanı, 800 öğrencisi ÖSS ve SBS, deki, dereceleri, Ulusal ve Uluslararası başarıları ile Türkiye'deki saygın Özel Öğretim kurumları arasındadır.  Bu yolculuktan, anlımızın akıyla çıkmanın gururunu yaşadığım 2 kurucu arkadaşımla Sibel AKAN ve Rıfat AYALP' LA birlikte, bundan sonrası için neler yapabileceğimizi sorgulamaktayız.

E.HUBBART' UN ifadesi olan ‘' HİÇ BİR BAŞARI TESADÜF DEĞİLDİR.'' Sözünü başlık yaptığım ve yıllar önce kaleme aldığım bir yazımı sizinle paylaşmak istiyorum. En derin Sevgi ve Saygılarımla.

HİÇ BİR BAŞARI TESADÜF DEĞİLDİR. "Gerçek başarısızlar, yanılgılarını deneyimleri ile düzeltmeyenlerdir " E.HUBBART

Başarılı olmak Allah vergisi midir? Meslek olarak seçtiğimiz sahada kaderimizi kendimiz mi belirleriz? Bazıları daha mı başarılı doğar yoksa herkes başarılı olabilir mi?

Bir grup bilim adamı, konservatuar öğretmenleri tarafından derecelendirilen 20 yaşındaki kemancıları incelemiş ve en iyilerin o güne kadar 10.000 saat, ikincilerin 7500 saat, üçüncülerin ise 5000 saat keman çalışmış olduklarını görmüş.

Geçen yüzyılın en usta piyanistlerinden Vladimir Horowitz "Bir gün piyano çalışmasam ben farkına varırım. İki gün çalışmasam eşim farkına varır. Üç gün çalışmasam dünya farkına varır." demiştir. 

En iyi öğretmenler, en iyi doktorlar, en iyi mühendisler, hangi meslek grubuna bakarsak bakalım en iyilerin, tutarlı ve sürekli çalışanlar arasından çıktığını görürüz.   

İşsizin biri, temizlik işleri için Microsoft'a başvurur. Ön görüşmenin ardından personel müdürü, adama: "İşe alındın, e-mail adresini ver, sana başvuru formu göndereyim; aynı zamanda, işe başlaman için geleceğin günü de bildiririm." der. Adam çaresiz, bilgisayarının ve dolayısıyla e-mail adresinin olmadığını söyler. Personel müdürü adama: "Sizin adınıza çok üzgünüm. e-mail adresiniz yoksa siz de yoksunuz. Var olmayan birini işe alamayız" der. Adam umutsuzca, ne yapacağını bilmeden, dışarı çıkar. Cebinde sadece 10 doları vardır. Bu parayla, pazardan bir kasa domates alır. Kapı kapı dolaşır ve 2 saat içinde sermayesini ikiye katlar. Bu işi defalarca tekrarlar. Akşam eve döndüğünde cebinde 60 doları vardır.

Adam, bu şekilde yaşayabileceğini anlar. Her sabah erkenden evinden çıkar ve akşam geç saatlere kadar çalışır. Her gün parasını üçe dörde katlar. Az bir zaman sonra, bir el arabası alır. Bunu bir kamyonla değiştirir. Bir süre sonra birçok araçtan oluşan bir nakliye şirketinin sahibi olur. Aradan 5 sene geçer. Adam, Birleşik Devletlerin en büyük gıda nakliye şirketlerinden birinin sahibi olur. Artık ailesini ve geleceğini düşünen adam, hayat sigortası yaptırmaya karar verir. Bir sigorta şirketine telefon eder. Görüşme sonunda sigortacı, teklifi gönderebilmek için adamın e-mail adresini ister. Adam e-mail adresinin olmadığını söyler."Şaşırtıcı" der sigortacı: "Bir e-mail adresiniz olmamasına rağmen bu hanedanlığı kurabildiniz. Düşünün, ya bir de e-mail adresiniz olsaydı..."

Evet, bir de e-mail adresi olsa idi; teknolojiden, iletişim araçlarından yararlanabilseydi belki de bir imparatorluk kurardı.

Unutmayalım ki taşı delen su değil, sabırdır.

İbrahim Kaçıran
Kurucu