Tüm Haberler
Tüm Duyurular

TÜRKİYEDE EĞİTİM SİSTEMİNİN TEMEL SORUNLARI
<< Geri Dön



   Türkiye´de eğitimin problemleri genel olarak Türk kültürünün, Türk insanının Türkiye´deki hayatı ile ilgili problemlerinden çok ayrı değildir. Büyük problemlerden biri, alt yapı problemidir. Bu alt yapı problemleri; bina, laboratuar, öğretmen, ders araç ve gereç eksikliği gibi problemlerdir. Ancak; benim üzerinde duracağım asıl konu eğitim politikasıdır.
   Eğitim politikası da genellikle "Nasıl bir dünya istiyoruz?" ve "Nasıl bir insan bu dünyada yaşasın?" sorusuyla çok yakından ilgilidir. Bu soruları zaman zaman birçok yerde birçok dilden duymaktayız. Duymaktayız da; hala eğitim konusunda geliştirilen doğru dürüst ve sonraki hükümetlere de geçebilecek biçimde çok iyi irdelenmiş temelleri oturtulmuş bir politikamızın olmadığını görüyoruz.
   Milli eğitim politikasını uygulayacak olanlar nihayetinde kadrolardır. Seçilmiş insanlar başta olmak üzere ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışan yüzlerce bürokratın belki çabalarıyla gerçekleşecek bir şey bu. Ancak unutulmamalıdır ki; bir yerde başarı isteniyorsa öncelikle fikir birliği sağlanmalı, istikrarlı hareketle ciddiyet korunmalıdır. Öte yandan; Dünyaya ve Türkiye’ ye baktığımız zaman eğitim bilimleri alanında çok büyük araştırmalar ve tezler var aslında; ancak eğitim problemleri sürmeye devam etmekte. Bunda, uygulamalardan kaynaklanan sıkıntılar var, diyebilir miyiz? Rahatlıkla söylemeliyim ki; Bugün Türkiye ´de eğitim bilimi ile uğraşan 2000- 3000 akademisyen var, bunlara araştırma görevlilerini de dahil edebiliriz. Korkunç bir potansiyel ve güç var eğitim politikalarını belirleyecek; ancak sıkıntının uygulamalardan kaynaklandığını sanmıyorum. Eğitim fakültelerinde yapılan eğitim biraz basit bir zihniyeti kapsıyor. İşte "Ben bu fakültedeyim, başka bir yerde değilim, bu fakültede de eğitim konusunda şu tezler yapılacak, şu dersler alınacak" deniliyor ve o insanlar, o çalışmaları (tezleri, yayınları vb.) yapmak ihtiyacı hissediyorlar; ama bunları yaptığınız zaman, yaptığınız çalışmalar Türkiye´deki eğitim hayatını nasıl ilerletir, neye dönüştürür? Bunları akıl edip de düşünen var mıdır acaba? Hangi amaçla, ne ile okumaya çalışıyoruz, neden “biz” zihniyetini elden bırakamıyoruz? İşte, bir şey yapıyoruz, biz de çalışıyoruz, araştırma yapıyoruz, görüntüsü içerisindeler demek pek de yanlış olmaz sanırım. Eğitim politikası üzerine düşünebilmek demek, yaşama politikası üzerinde düşünebilmek demektir.

   Dışarıda ne yapılıyorsa, ondan aşağıda kalmadığımızı gösterelim türünden, bizim AB´ye girmek için yaptığımız manevralara benzeyen ama aslında hayatımızın o derin kökleriyle birleşmeyen bir eğitim entelektüel çalışma işleyişi var. Birtakım kurumlar, birtakım dersler, birtakım düzenlemelerle biz, bu işi çözeriz. Oysa düzenlemeler bir araçtır. Yani biz, düzenlemek için bunları yapmıyoruz. Düzenleyerek eğitimimizdeki sorunları çözmek istiyoruz. Eğitimimizdeki sorunlardan bir tanesi; ne adına eğitim yapıldığı konusundaki bilinç eksikliğidir. Bugün binlerce kişinin (üniversite kapısında bekleyen ve üniversite okuyan) nedir amacı? Diploma almaktır . O diplomayı niçin alıyor? Çünkü hayatta, hem toplumsal konumu yükselsin, hem karnı doysun, istiyor. Ama, onun dışında "Benim, bu öğrendiğim bilgi ile olan ilişkim nedir?" diye düşünülmüyor. Bilginin kendi içeriği ile ilişki yok; çünkü temel kaygı, diplomaya sahip olmaktır.

   İlköğretimden başlayarak insanlar test sınavlarıyla bir takım yarışmalar içersine sokuluyor ve siz genç bir insan olarak sanıyorsunuz ki; birtakım sınavları başarı ile verebilirsem bir takım test sorularını çözebilirsem, işte benden isteneni gerçekleştirmiş olurum ve annemi, babamı, aile çevremi, mutlu etmiş olurum. Kendimi de mutlu etmiş olabilirim. Peki sen bilgi ile ilişkiye geçen birisisin, bilgi edinen, bilgiyi özümsemeye çalışan ve bilgideki sorunları çözmeye çalışan birisisin. Bilgi ile sen nasıl yaşayacaksın? Öyle bir sorun yok. Bir biçimde "Bunu al ve bunu da, daha önceden belirlenmiş mekanik yollarla geliştir." Yani; "bilgini al, öğren ve bak: Neler eksiktir ve ya nerde, nasıl yayın yapmak gerekir. Oralarda o açıkları bul ve oralarda yayın yap, o yayınlar doğrultusunda ne olacaksan, (Yrd. Doç., Doç) ünvanlarını al." Peki biz bunları neden yapıyoruz? Yani, şu YÖK yasası tartışmalarında da gördüğünüz gibi birtakım kurumsal ve yasal düzenlemelerle biz, eğitimimizi düzenleyeceğimizi ve çözeceğimizi sanıyoruz. Peki, buradaki ruh nerededir? Bilgi ile olan ilişki nedir? O bilgiyle bizim tavrımız ne olacaktır? İşte bizler öncelikle bunu çözümlemeliyiz ki; önce aynayı kendimize çevirmeliyiz ki; gelecek nesiller adına geleceğin Türkiye’si adına güzel bir şeyler yapmış olalım.


İbrahim KAÇIRAN
Kurucu