Tüm Haberler
Tüm Duyurular

EĞİTİM YÜZSÜZLERİ
<< Geri Dön



“Makamla kazanılan itibar, makamla gider. Şahsiyetle kazanılan itibar, ölünce de sürer.” Orhan KARARTI
 
     Geçtiğimiz cumartesi günü İstanbul’da Araştırmacı yazar Salim Kadıbeşioğlu Türkiye Özel Okullar Birliği Yönetim Kurulu Üyelerine ve Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen bazı özel okulların kurucu ve üst düzey yöneticilerine “İtibar Yönetimi” konulu bir konferans verdi.
     Araştırmacı yazar Kadıbeşioğlu:
     İtibar, bir kişinin değerli/seçkin kimseler veya çevreler nezdin’deki değeridir…
     Her itibar, bir itibar edeni gerektirir. “İtibar eden” yoksa itibar da yoktur, muteberde…
     Şöhret halkın zannıdır. Zannın ise gerçek bir değeri yoktur! İtibar öyle değildir; hiç değilse o, değerlilerin değerliler nezdindeki değeridir. İtibarı şöhrete tercih et. İtibarın iş hayatındaki karşılığı “marka”dır.
     İtibarı bireysel ve kurumsal olarak ikiye ayrılır. Bireysel itibar; kariyer geçmiş, kariyer hedef, entelektüel birikim, sunum, temsil, imaj, adab-ı muaşeret, toplumsal duyarlılık, iş disiplini/profesyonel anlayıştır.
     Kurumsal itibarı ise, kurumun tarihçesi, logosu, vizyonu, kurum kültürü, sosyal etkinlikler ve sosyal sorumluluktur, dedi.
     Kadıbeşioğlu itibar kaybının sinyallerini ise, çalışan motivasyonunun düşmesi, iç hesaplaşmaların işin önüne geçmesi, üst yönetimde köklü değişiklikler, çalışanların şirket elçiliğinden vazgeçmesi, çalışanların müşterileri sorun olarak görmesi, liderin sorumluluk verip yetki vermemesi, bürokratik yapının esnekliği yok etmesi, işlerin baştan savma yapılmaya başlanması, problem yaratanların çözüm üretenlere göre oranının artması, ödül ve takdirin azalması, üst yönetimin kendilerini ofislerine kapatması, çalışanların iç yazışmalara çok vakit harcaması şeklinde açıkladı.
     Kadıbeşioğlu konuşmasını: İtibar yönetimi bir yaşam felsefesidir! Türkiye’de, özelikle yerli firmalarda itibar yönetimi konusunda “niyet ve temenni” var fakat eylem yok..Çünkü işe nereden başlanacağı bilinmiyor şeklinde devam ettirdi.
     Evet, Kadıbeşioğlu’na bu güzel sunumundan dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum. Ama keşke bu güzel fikirleri, mensup olduğumuz kurumlarımızda uygulayabilsek de itibarlı olmanın haklı gururunu hep birlikte yaşayabilsek!  Maalesef, emek vererek kurumumuzu bir yerlere taşımak yerine hazıra konmayı bir marifet sanıyoruz.   
     Etkili kurumların kişilik (şahsiyet), kimlik ve imaj gibi olmazsa olmazlarını göz ardı edenler var. Bunlar kurumun karakter ve değerler sistemini, bir anlamda kurumun ruhunu yansıtır.  Kurumun kendisiyle ilgili düşünceleri, başka bir deyişle, paydaşların kurumu nasıl gördüğü, kimsenin umurunda bile değil.
     Öyleyse bütün sektörlerin öncelikli amacı, bu özelliklere sahip olmak ve itibarlarını en iyi şekilde korumaya çalışmak olmalıdır. Fakat öyle olmadığını görüyoruz. Etik ve bilimsel kriterlerden uzak bazı eğitim kurumları hallerinden fevkalade memnun görünüyorlar.
     Gerçi bu tür kurumların itibarsızlığını bilen biliyor ama bu durumun herkes tarafından da bilinmesi gerekir. Aksi takdirde bu şarlatanlar insanlarımızı aldatmaya, göz boyamaya çalıp çırpmaya devam edecekler.   
     Yukarıda da bahsedildiği gibi itibarın en önemli unsurlarından biri de “adab-ı muaşeret” kurallarıdır. Değerli Gazianteplilerin adaptan, ahlaktan yoksun, insanlıktan nasibini almamış eğitim hırsızlarını tanımaları ve bunlara evlatlarını teslim ederken bir kez daha düşünmeleri gerektiğine inanıyorum.
     Bütün sektörlerde adab_ı muaşeret kuralları önemlidir ama söz konusu eğitim sektörü olunca konunun ehemmiyeti daha da artmaktadır. Çünkü eğitim kurumları “öğreten organizasyonlar” olarak örnek olmak zorundadır.
     Her türlü ahlaki değerleri bir tarafa bırakarak, başka eğitim kurumlarından öğrenci, öğretmen ve personel çalanlar, başka okulların içini boşaltarak ömür boyu burs adı altında hırsızlık yapanlar, sadece itibarlarını değil şereflerini de kaybettiklerinin farkında bile değiller.
     Buradan suç duyurusunda bulunuyorum. Ben onlar gibi seviyesizleşmeme adına isimlerini açıklamıyorum. Fakat onlar kendilerini biliyorlar, hatta onları sektörün içindeki insanların hepsi tanır. Milli Eğitim Müdürlüğü isterse onların hırsızlıklarını tescilleyen bilgi ve belgeleri ibraz edebilirim.   
     En çok neye üzülüyorum biliyor musunuz? Bu itibarsız insanların bazı çevreler tarafından “itibar” gördüklerini sanmalarına. Eğer itibar yaşla başla alakalı olsaydı dinozorlar “Baş itibarcı” olurdu.  
     Eğer yukarıdaki bilimsel açıklamalar doğru ise bu ahlak dışı uygulamaların yanlış olması gerekir. Her ikisi de doğru ise, bütün paradigmalar altüst olmuş demektir. Çünkü iki doğru bir arada olamaz!

İbrahim KAÇIRAN
Kurucu