Tüm Haberler
Tüm Duyurular

HAYATIN İÇİNDEN
<< Geri Dön



Ünlü düşünür Eflatun´a sormuşlar: ´´İnsanoğlunda sizi en çok şaşırtan davranışlar nelerdir? " Eflatun tek tek sıralamış:

“Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki sonra çocukluklarını özlerler.

Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.

 Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar.

Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...
     Ardından : "Peki sen ne öneriyorsun?" diye sormuşlar Eflatun’a.

Bilge yine sıralamış: “Kimseye kendinizi ‘sevdirmeye’ kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi ‘sevilmeye’ bırakmaktır. Önemli olan; hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır."

     Binlerce yıl önce Eflatun’un yaptığı tespitlerin ne yazık ki günümüzde de aynı şekilde yaşandığına tanık olmaktayız. Modern yaşamın yarattığı kaos çoğu insanı zamanın tutsağı haline getirir olmuş, bu tutsaklıktan kurtulmanın çaresini de doğuştan ölüme kadar birbiriyle amansızca mücadele etmede arar olmuştur. Öylesine kıyasıya bir mücadele verilmeye başlanmış ki, zafere giden her yol mubahtır mantığı ile bu mücadelede sevgi saygı, dostluk, dürüstlük, yaşama sevinci gibi tüm manevi duygular bir kenara itilmiştir,
     İnsani yönler unutulmuş, yat, kat, araba, yazlık, kışlık, mevki, makam, para, pul gibi dünyevi istekleri araç olmaktan çıkarmış, kendine amaç edinmiştir. Bunların peşinde koşarken; Hey hat! Ya akıp giden zamana ne demeli, hayatın güzelliklerinin farkına varılmamasına? İnsani duyguların birer birer yok olmasına?

     Öyle duruma gelmiş ki insanoğlu, birbirinin cenazesine, hastasına, düğününe, nişanına, gidemeyecek hatta bayramını bile tebrik edemeyecek duruma gelmiş.

     Çekirdek ailenin dışındaki ilişkiler zayıflamış, milli ve manevi değerlerden uzaklaşılmış, her şeye madde egemen olmuş, dostluk bilinci iyice zayıflamış hatta körelmeye yüz tutmuştur. İnsanoğlu maddeleşmenin getirdiği zorlukları kendi hayatlarında da sıkça yaşamaya başlamıştır.

     Örneğin en yakın diye bildiğiniz dostunuza çok güvenmiş, çok değer vermiş hatta onunla iyi ilişkiler içinde olmak için her türlü fedakârlığı da yapmış olabilirsiniz.

     Dostunuzun yüzüne yaşamın penceresinden güzel bakmış, dostluğuna dostluk katan sıcaklığına teşekkür etmiş olabilirsiniz. Sohbet ederken dostunuzun yüzündeki tebessüm içinizi ısıtıyor da olabilir. O yüze bakarak yudumlamışsınızdır belki de dostluğun güzelliklerini.

     Hep o dostunuzla zaman geçirmiş, onun için hayatınızda bir dizi düzenlemeler yapmışsınız. Ona çok güvenmiş, onun size asla yalan söylemeyeceğini sonuç ne olursa olsun yanınızda olduğunu düşünürsünüz. Yanımda olmasa bile varlığını her zaman hissettiğim biridir dersiniz.

     Çünkü yapılan sohbetlerde dostunuz size, insan sevgisinin ne kadar yüce bir duygu olduğunu, hak, hukuk adalet ve tüm insani duyguların yüceliğini hep dile getirmekteymiş. Bu nedenlerle dostunuzu sığınacak son liman olarak görebilir ve ona fedakârlık anıtı gibi bakmış olabilirsiniz.     

     Sonra zaman geçiyor, bir de bakıyorsunuz ki, köprünün altından bir hayli sular akıp gitmiş. Meğer dostunuzun kişiliğinin gizli yanları, sislerin ardından aydınlığa çıkmaya başlamış. Gizlenen iç çatışma da başlamıştır. Sizin iyi niyetinize rağmen zaman tahammül gücünüzü azaltmıştır. Aslında daha baştan sonucun böyle olacağını tahmin etmek gerekirdi ama umut dünyası işte.

     Bir gün, dostluğun sıcak eli içinizi ısıtsın isterken, çirkin bir kavgaya tutuşmuş olarak bulursunuz kendinizi. Ve dostunuzun yüzünü asla tanıyamazsınız. O çok güvendiğiniz yüz hatları, çok yakın olduğunuz o dostluk, o ruh güzelliğinden eser kalmamıştır. Melek yüz gitmiş, yerine şeytani bir yüz gelmiştir karşınıza. Ve işte o zaman anlarsınız herkeste aslında bir maske olduğunu.

     Bütün bunları birilerinin menfaatine dokunmadığınız ve önüne geçmediğiniz sürece yaşamayabilirsiniz. Ama birde aksi oldu mu? Her şey ters yüz olur.
     Mevlana Hazretleri ve iki yakın dostu yolda yürürken bir inşaat enkazında sarılarak yatan bir köpek ve birkaç yavrusuna rastlar. Dostlarından biri köpekleri göstererek ne kadar iyi anlaştıklarını söyleyince, Mevlana Hazretleri: “Önlerine bir kemik parçası at da gör nelerin olabileceğini” der.

İşte bazıları, ne bugünü nede yarını yaşarlar ve hiç yaşamamış gibi ölürler.

     Bugünü yaşayamazlar,  çünkü çok kazanmakla meşguller, yarını yaşayamazlar çünkü sağlıkları el vermez, ebediyette huzur bulamazlar maneviyatlarını yitirmişlerdir.

İbrahim KAÇIRAN
Kurucu