Tüm Haberler
Tüm Duyurular

MİLLİ PRODÜKTİVİTE VE EĞİTİM
<< Geri Dön



     Eğitim öğretim belki de hayatımızda en fazla kullandığımız kelimedir. Eleştirmek denince herkesin aklına nedense eğitimcileri eleştirmek geliyor. Bilen de bilmeyen de kendince bir şeyler söylemeye başlıyor. Bazen umarsızca, bazen acımasızca, çoğu zaman da haddini aşarcasına…
     Bir eğitimci olarak eleştiriye açık birisiyim; hatta eleştirileri severim. Eleştiriyi kendimi geliştirmekte bir araç olarak görürüm. Ancak eleştiriler mesnetsiz bir şekilde yapılıyor ve salt kendini tatmin amacı taşıyorsa işte burada ben yokum. Bu durumda ben de eleştiriyi yapanı eleştirme hakkımı kullanırım.
     Sevgili okurlarım;   
     20 Ekim’de Ticaret Odası’nın konferans salonunda Milli Prodüktivite Bölge Müdürü Mustafa Balaban, “ Eğitimde verimsizliğin nedenleri” konulu toplantıda eğitim duayenlerine ders verdi!
     Üstat! Balaban, salonda İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Süleyman Şişman, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcıları, İl ve İlçe Milli Eğitim Şube Müdürleri, ilçelerde ar-ge bölümünden sorumlu şube müdürleri, Şehitkamil Kaymakamı, Şahinbey Kaymakamı, tüm okul müdürleri, eğitimden sorumlu İl Genel Meclis Üyeleri, Türk Telekom Genel Müdür Yardımcısı, sivil toplum örgütleri ve daha birçok konuk bulunduğu halde bazen örtülü, bazen de açık olarak herkesi suçladı, eleştirdi, fırçaladı sonra da aydınlattı.
     İşte Balabandan bazı inciler:
     “Öğretmen sınıfta öğrenciye sorar adın nedir? Fatih, öyleyse oku bir Fatiha Suresi, kızım senin adın nedir? Kevser, öyleyse oku bir Kevser Duası, arkadan başka bir öğrenciye senin adın nedir? Yasin          ama kısaca sübhaneke derler.”
     “Özellikli dört özel okul ve birkaç tane de devlet okulu seçerek inceledim,
     "Özel Okullar %15 oranında burslu öğrenci alarak başarılıyız diye ortaya çıkıyorlar.”
     “Rehber öğretmenler okullarda sadece göstermeliktir, rehber öğretmen var mı? Var denilsin diye bulunduruluyor”
     “İlimizde dershane, etüt merkezi gibi mekânlar yeterli değildir” dedi ve hemenarkasından:
     “Okullarda bazı öğretmenler öğrencileri dershanelere yönlendiriyor, sanki dershane bir zorunlulukmuş gibi”
     “Şimdi Türk Telekom Müdürü size bir eğitim programı olan “vitamin” adlı ürünü tanıtacak”
     “ Anlayan anlamayan herkes eğitim konuşuyor.”
     Üstat! Balaban bir anısını da salondakilerle paylaştı. 25 yıl önce mezun olduğum Mimar Sinan Lisesi’ne gittim. Okula girdiğimde hiçbir şeyin değişmediğini gördüm. Hatta okul daha da kirliydi. Yerde kağıt parçaları, raflar ve masalar günlerce temizlenmemiş toz toprak içerisinde…  Okul Müdürüne: “25 yılda hiçbir şey değişmedi mi” diye sorduğumda okul müdürü: “Tabi ki değişti, değişmez olur mu masalarımızın ayakları uzundu o ayakları keserek kısalttık.”   Pervasızlığın bu kadarına da pes. Hem okulun adını veriyorsun hem de okul müdürünü örtülü bir şekilde deşifre ediyorsun. Üstat! O kadar pişkin konuşuyordu ki yaptığı tahribatın farkında bile değildi.
Bunlar hatırladığım saçmalıklardan sadece birkaçıdır. Hatırlayamadığım o kadar çok yalan yanlış iddialar dinledim ki…
     Bu sunum objektif olmaktan çok uzak, bilimselliğe dayanmayan, amatörce hazırlanmış, gayri ciddi bir çalışma olmakla birlikte salonda bulunan çok sayıda değerli eğitimciye de hakarettir bana göre.
           
     “ Özellikli dört özel okul seçtim” derken seçtiği okulların özelliklerini açıklamadı. Oysa ilimizde on bir tane özel okul vardır ve seçtiği okulların diğer okullardan hiçbir farkı yoktur. Keşke “özellikli” yerine sıradan dört okul seçtim diyebilseydi.
     Genelleştirerek her özel okulun %15 oranında burslu öğrenci okuttuğu iddiası hem doğru değil hem de bursluluk oranı her özel okulda farklıdır. Özel okullar içerisinde hiç burslu öğrenci almayan özel okul olduğu gibi, öğrencilerinin tamamını burslu alan okullar da vardır. Kaldı ki, burslu öğrenci alma hakkını yasalar vermiştir ve bu suç değildir. Hem başarılı olan ve maddi durumu uygun olmayan öğrencileri ücretsiz okutmak Sayın Balabanı neden rahatsız etmektedir, onu da anlamış değilim. Yeter ki öğrenci burslu alınırken ilkeli alınsın ve yönetmeliğe uygun davranılsın.
     Rehber öğretmenlerin okullarda göstermelik olduğunu ancak eğitim-öğretimin çok dışında ya da Rehberlik Servislerinin ne iş yaptığını bilmeyenler söyleyebilir. Bu şahıs yapıcı olsaydı, o cümlenin yerine “ Bazı okullarda rehberlik hizmetleri yeterli düzeyde değildir” derdi.
     Sunumunun bir yerinde dershane, etüt ve benzeri kurumların azlığından söz ederken, diğer taraftan öğretmenlerin öğrencileri dershanelere zorladıkları gibi bir söz kullandı. Bu çelişki salonda gülüşmelere neden oldu.
     Bizi şaşırtan başka bir konu da, eğitimin konuşulması gereken bir mekânda, Telekom yetkilileri tarafından bir ürünün tanıtılmasıydı. Öyle bir platformda ürün eğitim ürünü de olsa bu bir skandaldır.
     Sayın Balaban okulları gezerek eğitimcilerden aldığı bilgilerle eğitimcileri suçlamıştır. Başka bir deyişle bizden aldığı cephanelikle bizi kurşunlamıştır. Eğer Balaban ben sunumumdaki bilgileri bir yerden almadım diyorsa beni şahit gösterebilirsiniz; çünkü en başta bana gelerek o bilgilerin bir kısmını da benden almıştır. Ama çarpıtarak aktarmıştır.
     Sonuç itibariyle, bizim eğitim camiamıza ve başta çok sevdiğim ve saygı duyduğum Sayın Süleyman Şişman’a da küçük bir sitemim var. Keşke böyle bilimsel eğitim çalışmalarını kendimiz yapabilsek de, böyle konu hakkında hiçbir şey bilmeden ahkam kesenlere meydan bırakmasak.    
     Balabanın en komik vurgularından biri de “Herkes eğitim konuşuyor” demesiydi. Düşünüyorum da eğitimi Balaban konuşuyorsa zaten herkesin konuşmaya hakkı vardır.
     Sevgili okurlarım;
     Yazıma başkalarına hiçbir bilgisi olmadan öğüt vermeye kalkanlara en güzel cevap olacak olan şu güzel sözü hatırlatarak son vermek istiyorum.
 
“Eğer karşınızdaki öğüt vermeye bayılıyorsa bilin ki öğüde en çok onun ihtiyacı vardır.”   Lord Halifax