Tüm Haberler
Tüm Duyurular

NEDEN ÖĞRETEMİYORUZ
<< Geri Dön



   Bazı gelişmiş ülkelerin eğitim sistemine bakıldığında hemen hemen hepsi sınav merkezli sıkı bir öğretimden çok birey yetiştirmeye odaklanmışlar. Bizde olduğu gibi kıyasıya bir sınav maratonu yok.
     Yani onlarda OKS anneleri, OKS dizileri, ÖSS babaları, canhıraş mücadele eden dershaneler, etüt merkezleri, daha ilköğretim sıralarında iken tutulan özel öğretmenler ve benzeri paradigmalar bizdeki kadar abartılı değil.
     Öğrenciler oynayarak eğlenerek ve görsel bir eğitim sistemiyle hayata hazırlanmakta. En azından “Ya OKS’ yi kazamazsam ya üniversiteye giremezsem” kaygıları hiç yok.
     Buna rağmen PİZA ve İGLU gibi milli ve uluslararası araştırmalarda çocuklarımız sonuncu sıralarda yer almaktadır. Bunun dogma bir nedeni yoktur, birçok sebebi vardır, eğitim sistemimizden tutun da üniversitelerimizin öğretmen yetiştirmesine kadar bir dizi hatalar zinciri mevcuttur.
     Yok, efendim AB ülkelerinde devlet ortalama öğrenci başına yılda 4 bin dolar, bizde ise sadece 390 dolar para ayrılıyormuş da bu yüzden eğitimde başarılı değilmişiz. Elbette para ile kısmen ilgisi vardır ama sadece sebep parasal değildir. Sonra biz onlardan az para da harcamıyoruz.
     AB ülkelerinde sadece devlet eğitime para ayırıyor, biz de ise devletin ayırdığı paranın onlarca katını velilerde harcamaktadır. İddia ediyorum bizde velilerin harcadığı para ile devletin ayırdığı paranın toplamı onların ayırdığı rakamdan daha büyüktür. Velilerimizin harcadığı para ne kadar biliyor musunuz? Yılda 10 milyon dolar…
     Bütün bu çabalara rağmen bakınız yapılan bir araştırmaya göre; matematik dersinde 6 üzerinden öğrencilerimizin sadece %2’si tam not almaktadır, 5 alanların sayısı %4, 4 alanların sayısı %7, 3 alanların sayısı %14, 2 alanların sayısı % 22, 1 alanların sayısı %25 ve 0 alanların sayısı ise %28’dir.
     Bunun sebebini sadece sistemde aramamak gerekir. Biz öğretmen ve idarecilerinde çok ciddi manada bilimsel hataları vardır. Çünkü öğrencileri yöneten geleneksel sistemimiz, tüm öğrencilere, düşük kaliteli çalışma yapmanın kabul edilebilir olduğunun mesajını veriyor. idarecilerimizin de görmediği gerçek, yüksek bir eğitim hedefine inanmadıkları sürece, öğrenciler ve öğretmenlerin çok azı yüksek başarı için gereken çabayı sergileyeceklerdir.
     Eğitim kuramcıları, kimsenin başka birine dayatarak bir şey yaptıramayacağını söylüyor. İdare ve öğretmenler de öğrencilerine zorla öğretemez. Öyleyse idarenin görevi, öyle bir tarzda yönetmektir ki, öğretmenler ya da öğrenciler, kendilerinden yapılmasını istenenle, kalite olduğuna inandıkları şey arasında güçlü bir bağlantı görebilsinler. Bizler durumu idare etmeyi, başarıdan ödün vermek için bir mazeret olarak gördükçe, kalitesiz eğitim kaçınılmaz olacaktır.
     Bir araştırmada kalibrasyonu yüksek öğrencilerin bulunduğu okullar hariç diğer okulların yüksek başarı oranı ortalama %15 olarak tespit edilmiştir. Peki, bir iş yerinde işçilerin sadece %15’i kaliteli ürün üretebilirse o iş yerinin muvaffak olması mümkün müdür? Elbette değildir.
     Bir iş yerinde yüz kişiden sadece 15’i çalıştığında bu nasıl kabul görmezse, eğitimde de bu oranı yeterli görmek mümkün değildir. Çünkü öğrencilerde okulların işçileridir. Yüksek kalitede iş ise, gerek iş hayatında gerek eğitimde olsun bir kurumun başarısını belirler. İş hayatında olduğu gibi bir okulun üretkenliği işçileri doğrudan yönetenlerin; yani öğretmenlerin ve idarecilerin okulu ne kadar iyi yönettiklerine bağlıdır.
     Başarı ile ilgili bir çözüm istendiğinde, profesyonel olanlar da olmayanlar da, daha iyi bir öğretimin çözüm olduğunu söylüyorlar, ama daha iyi bir öğretimin daha iyi yönetim olduğunu göz ardı ediyorlar. Burada yönetime öğretmenlerde dâhildir. Çünkü idareciler üst, öğretmenlerde alt yöneticidirler.
     Sonuç itibariyle etkili öğretmen, sıkıcı olmayandır, çünkü öğrencilerin çalışırken temel ihtiyaçlarını kolayca karşılamalarını sağlayacak biçimde öğretmenin yolunu bulmuştur. İdare araştıracak, üretecek öğretmende uygulayacaktır. Bunu yaparken ilgi uyandıracak, sevdirecek ve okulu cazibe merkezi haline getirecektir. Her öğrencinin algılaması farklı olduğu gibi öğrenme şeklide farklıdır. Yani öğrenci nasıl öğrenebiliyorsa öyle öğretilmelidir. Aksi takdirde öğrencileri zorlayarak bir şeyler öğretmeye çalışmanın sonucu böyle olacaktır. Bir düşünürün deyişiyle ”Hep aynı şeyi yaparak farklı sonuç beklemek beyhudedir.”

İbrahim Kaçıran
Kurucu