Tüm Haberler
Tüm Duyurular

SON OKS´Yİ UĞURLARKEN
<< Geri Dön



   Sevgili çocuklarımız 15 Haziran 2008’ de OKS’ ye girecekler. Birkaç gün önce televizyonda sabah haberlerini izlerken OKS’ ye girecek öğrencilere sınavın önemi ve sınava nasıl hazırlandıkları soruluyordu.
     Çok ilginçtir, çocukların tamamına yakını neredeyse aynı şeyleri söylüyordu.”OKS demek iyi bir lise demektir, iyi bir lise demek iyi bir üniversite demektir, dolayısıyla bu da iyi bir hayat demektir, OKS hayatımızı belirleyecektir.”
     Uzmanlar bu konuda ebeveynleri bilgilendirmek için çeşitli konferanslar veriyorlar, medyada yazıp çiziyorlar piyasada bu konuyla ilgili birçok kitap bulunuyor. Amaç sınavlar minicik bedenlerin kâbusu haline gelmesin. Ama ben çocukları dinleyince bütün bu çabaların boşuna olduğunu anladım.
     Hiçbir ebeveynin çocuğunu stres topu haline getirmeye, onların çocukluğunu çalmaya, yaşama sevinçlerini yok etmeye, kısacası zulmetmeye hakkı yoktur; bu kendi çocukları dahi olsa.
     Yok kardeşim yok! Bütün argümanlar, OKS’ de yüksek puan alamamanın dünyanın sonu olmadığını söylüyor. Olsa olsa bu bazı hırslı anne ve babaların şahsi ihtiraslarını tatmin etmek olur. Anne ve babalara bunları anlattığımız zaman “Hayır çocuğumu sıkmıyorum kazanmasan da canın sağ olsun diyorum” diyorlar. Diyorsun ama diğer taraftan da eve misafir kabul etmiyorsun, çocuğa tatil yaptırmıyorsun, sinemayı, tiyatroyu yasaklıyorsun, sokağa çıkmasına ve arkadaşına gitmesine izin vermiyorsun. Bütün bunlar çocuğa sınavın hayati bir konu olduğunu dikte etmek değil de nedir?
     Yukarıdaki yanlışlar ebeveynlerimizin fonksiyonel düşünmediğini göstermektedir. Bu da çocuğun ruhsal ve psikolojik yapısını olumsuz yönde etkilemektedir.  Peki, gerçek nedir? Düşünüldüğü gibi gerçekten iyi bir hayat OKS’ den mi geçer?  
     Yaklaşık 850 bin öğrencinin bu yıl OKS’ ye girmesi beklenmektedir. Velilerimizin iyi liseden kasıtları ise, fen ve Anadolu liseleridir. Yani “Anadolu ve Fen” kelimesi yoksa gidilmez anlayışı veliler arasında oldukça yaygındır. Ülke genelinde 835 resmi Anadolu, 82 resmi fen lisesi bulunmaktadır ki bu sayı her geçen de gün artmaktadır.
     Bakınız Anadolu liseleri nasıl açılır, sizlerle paylaşmak istiyorum. Önce yöre halkı politikacılar üzerinde baskı kurar “Biz Anadolu lisesi istiyoruz” diye. Politikacılar Milli Eğitim Bakanı’na baskı yapar. Bakan üç satırlık bir onay yazdırır ve o ilin valiliğine gönderir. Valilik kanalıyla il ve ilçe müdürlerine oradan da ilgili okula gönderilir. Okul müdürü bir tabela yazdırır ve okulun girişine astırır. Al size Anadolu lisesi…
     Oysa Anadolu liseleri böyle mi açılmalıdır? Bu liselerin fiziki yapısının, labaratuarlarının, idarecilerinin ve öğretmenlerinin atamasının mevzuatta belirtildiği gibi yapılması gerekmez mi? Eğer amaç özel kalibrasyonu olan çocukları belli okullarda toplamaksa bu çocukların sayısı çok fazla değildir. Bunlar için 82 fen lisesi açmaya gerek yoktur. Anadolu ve fen liselerinin sayısı ne kadar artırılırsa kalitesi o kadar düşecektir. Ayrıca okullarımızı iddialı ve iddiasız olarak kategorilere ayırmak da son derece yanlıştır.
     Einstein’ın deyişiyle “Hep aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekliyoruz.”İdareci atamasından öğretmen atamasına kadar yanlış yapılıyor ve normal liselere nasıl atama yapılıyorsa bu okullara da öyle atama yapılıyor. Peki, Anadolu farkı nerede kaldı? Bu okullar için çocuklarımızın psikolojisini bozmaya değer mi?
     Hadi bunları da geçtik. Diyelim ki bütün bu olumsuzluklara rağmen siz bu okulları çok istiyorsunuz. Bu iki lise türüne yaklaşık 50–60 bin öğrenci yerleştirilecektir. Geriye kalan 800 bin öğrenci velilerin beğenmediği farklı lise programlarına yerleştirilecektir. Peki, bu öğrencilerin iyi bir hayatı olmayacağını kim söyleyebilir. İddia ediyorum geleceğin toplum önderleri, bilim adamları ve üst düzey yöneticileri 800 bin öğrencinin arasından daha çok çıkacaktır.
     Sevgili Anneler ve Babalar,
     Hayatın amacı, kendine yeten bir insan olarak yaşadığından memnun olmak ve bu memnuniyeti yakın çevredeki insanlarla da paylaşabilmektir. Sınavda başarılı olmak, diploma sahibi olmak bu temel amaca yönelik araçlardır."Okumak", hayatın seçeneklerinden sadece biridir. Neyse ki, hayatın seçenekleri bu kadar sınırlı değildir. Eğer amaç para kazanmaksa   okula gitmeden veya OKS’yi kazanmadan da bunu sağlamak mümkündür. Eğer amaç hayattan alınan zevki arttırmaksa, müzik ve sanat bu zevki ve coşkuyu insanlara dolu dolu yaşatabilir. Bütün bu sebeplerden dolayı hayatı bir tek seçeneğe indirgemek konuyu bir "ölüm-kalım” olayı durumuna getirir. Bu da hem ailenin, hem de çocuğun kaygısını yükseltir, başarısını tehdit eder.
     Anne-baba olarak görevinizin çocuğunuza iyi bir eğitim vermek olduğu kadar, ona hayatı sevdirmek ve yaşama sevinci aşılamak olduğunu göz ardı etmeyin.

İbrahim KAÇIRAN
   Kurucu