Tüm Haberler
Tüm Duyurular

ESKİ ÖĞRETMENLER
<< Geri Dön



Yeni bir şey öğrenmek için dün gittiğiniz yolda yürüyün.
                                                                  John Burrougs

    
Bu yazımda sizlerle kendi öğrencilik yıllarımı ve o yıllarda yaşadığım ve beni derinden etkileyen birkaç anıyı paylaşmak istiyorum
     Eskiden eğitmenler vardı, öğretmen okulu ya da eğitim fakültesi çıkışlı değillerdi. Ortaokul mezunu olmak bile yetiyordu, mezunlar kısa bir eğitimden geçirildikten sonra ilkokullara atanıyordu.
     İşte bana okuma yazmayı ilk öğreten bir eğitmendi. Nur içinde yatsın ilerlemiş yaşına rağmen kilometrelerce uzaklıktaki kendi köyünden bizim köye kar kış demeden her gün gidiş geliş yapardı.
     Eğitmenimiz bir gün tahtaya yüzü dönük halde ders anlatırken, sınıf kapısını açan orta yaşlı bir adam sessizce gelip yanıma oturdu ve bana eliyle “sus” işareti yaparak dersi izlemeye başladı. Eğitmen tahtaya büyükçe bir yuvarlak çizdi (O) ve sınıfa dönerek “OOOO” diye uzattı durdu. Sonrada “Çocuklar, bu yuvarlak her yerde; hatta Amerika da bile “O “ dur.” dedi. Eğitmenim dersin sonuna kadar yanımda oturan yabancı adamı fark etmedi. Ancak teneffüse çıkarken kapıda burun buruna gelince ani bir refleksle elektrik çarpmış gibi irkilerek ceketinin düğmesini ilikledi, esas duruşa geçti “Efendim hoş gediniz.”dedi. Meğer o yabancı adam müfettişmiş.
     Bir gün yine derste ben en arka sırada oturuyordum, tebeşir kutusu, arka duvarda kapalı bir dolabın içinde muhafaza edilirdi. Eğitmen bana seslenerek tebeşir istedi. Kutudan aldığım tebeşiri eğitmenime tutar diye attım; ama tutamayınca tebeşir yere düşerek buz gibi dağıldı. Beni yanına çağıran eğitmen okkalı bir tokat attı. Çok üzülmüştüm ama bu yaşıma kadar da hiç kimseye bir şey atmadım. Ne zaman benden bir şey istense öğretmenimin tokadı aklıma gelir ve bizzat uzatarak veririm.
     Ortaokul birinci sınıf öğrencisiydim, okulun kapısında müdürle karşılaşınca heyecanlandım, müdür bana bir şeyler söyleyerek hızlı adımlarla yürüdü gitti. Ama ben müdürün ne söylediğini anlayamadığım gibi kendisine de soramamıştım. Çaresizlik içerisinde okula giren bir liseli ağabeyime durumu anlatınca, bana “Müdür Bey her sabah bir öğrenciye gazetesini aldırır, Kazım Bakkal’a git, gazetesini al gel.” demişti. Gazetesini alıp kendisine verince rahatlamıştım.
     Okul müdürüm benimle konuştu diye mutlu olmuştum, mutlu olduğum kadar da heyecanlanmıştım, onun söylediğini anlamadığım halde yardım alarak müdürüme hizmet etme şerefine nail olmuştum. Ben bu çocukluk dönemimi nasıl özlemem, bu güzel duyguları ve yaşadığım o dönemleri nasıl “eski” diye nitelendirebilirim. Keşke bütün eskiler böyle olabilseydi.         
     Eski öğretmenler şiddet kullanırlardı, eğitim düzeyleri düşüktü, yeterince   pedagojik    formasyon bilgisine sahip değillerdi, teknoloji okur yazarı değillerdi, gece sinema ve kahvehaneleri gezerek öğrenci ararlardı, çünkü öğrencinin gece dışarıya çıkması yasaktı onlara göre, öğrenci öğretmenini gördüğü zaman korkardı, belki saygıydı bilmiyorum; ama bunlara benzer daha birçok şey sayılabilir.
     Eski öğretmenler kendilerini geliştirmez, muhafazakâr bir yöntem uygularlardı, “Eskiye rağbet olsaydı bitpazarına nur yağardı.” deyimine rağmen eski öğretmenlerin başardığı çok güzel şeyler de vardır.
     Bugün eğitim bilimcilerinin şiddetle karşı çıktığı o eski uygulamaların çok güzel sonuçlar verdiğini biliyoruz. Örneğin, saygı ve sevginin kusursuz olarak tesis edildiği, ahlaki değerlerin deforme olmadığı,  kültürel yozlaşmanın en az yaşandığı dönem olarak hatırlıyoruz o dönemleri. Ayrıca Türkiye’de ve dünyada çok önemli devlet ve bilim adamları, politikacı, bürokrat, iş adamı ve yazarların yetiştiğini hatta bugün bile o nitelikte insan yetiştiremediğimizi sızlanarak anlatırız. Demek ki, eski-yeni öğretmen veya öğrenci kıyaslamasından ziyade sistemlerin karşılaştırılması gerekir. Bazı eski uygulamalara bugün bile ihtiyaç duyulduğu realitesini göz ardı etmemek gerekir.
     Gelişen dünyaya ayak uydurma adına, eskiyi kökünden söküp atmak yerine, eski yeni demeden faydalı uygulamaları birleştirilerek sistemi geliştirmeliyiz. Unutulmamalıdır ki eski olmadan yeni hiçbir şey olmaz. Geçmişi olmayanların  geleceği de olmaz.
     Sonuç olarak eski olsun yeni olsun her öğretmenin ilkeli ve mutedil olması bir zorunluluktur. Ayrıca öğretmenler ressamdır, malzemeleri de nefes alan, konuşan, oynayan, düşünen, üzülen ve sevinen varlıktır. Haliyle ortaya çıkacak eserin bu özelikleri ihtiva etmesi gerekir. Bunun için de öğretmenlerin koyacağı kural esnek olmalı, her kural yapıcı, eğitici ve öğretici olmalı, öğrencileri sevmeli onların bazı kusurlarını görmemelidir. Bunlar  mesleğimizin olmazsa olmaz kurallarıdır.

İbrahim KAÇIRAN
Kurucu