Tüm Haberler
Tüm Duyurular

İNSAN VE HAYAT
<< Geri Dön



   Aslında umuda ne kadar ihtiyacımız olduğu ve umut olmadan yaşamın anlamsızlığını anlatıyor söylenmiş olan bütün sözler. Ve umutla birlikte gülümsemeyi yüzümüzden eksik etmemenin, hayata tutunmanın bir başlangıcı olduğunu da. Zaman zaman insanlarla konuşurken, umut ararım gözlerinin içinde. Gerçekten umut var mı yaşamlarında... Ve bir çok insanda olduğu gibi yakınımdaki insanların gözlerinin içinde umutsuzluğu bulurum. Tıpkı kendimde arada sırada bulduğum gibi. Oysa umut değil mi yaşamamızın tek sebebi? Bir şeylerin elbet bir gün güzel olacağına inanmak değil mi önemli olan? Hangi insan umutları olmadan yaşayabilir, ya da yaşasa nereye kadar umutsuzluğu kendine arkadaş sayabilir. Umutsuzluk bir insana nereye kadar arkadaşlık yapabilir? Niye umutlarımızın kaybolmasına izin veriyoruz? Her şeyin kötü gittiği bir anda hala umut edebiliyor muyuz? Kapanan her kapının bizi umutsuzluğa sürüklediğini, önümüzde açılacak yeni kapıların ise umutlarla dolu olduğunun farkında mıyız? Farkında isek açılması gereken umut kapılarını açmak için niçin bekliyoruz? Umut kapılarımıza vurduğumuz kilitleri niçin kırmıyoruz? Elimizdekilerle yetinip, bize sunulan hayatın iyi taraflarını bularak başlayabiliriz umutlarımıza. Umutsuzluğu ise düşman sayarak konuşmayabiliriz bir daha. Hatta hiç kayda değer de almayabiliriz. Nasıl olsa bizim elimizde değil mi umudu ve umutsuzluğu yönlendirmek? O zaman ne bekliyoruz... Umutsuzluğu unutup, yaşamak için bize en gerekli olan umutlarımıza sarılalım. Her sabah gözlerimizi hayata karşı açtığınızda yeni bir güne umutla bakalım. Umut ki nefes almak olsun, umut ki yaşamak olsun... Ve unutmayalım yaşamak ve nefes almak için önce umut etmeli. Her ne olursa olsun umutlu olmalı, şartlara aldırmadan, insanları takmadan. Ve gülümsemeyi unutmamalı. Çünkü bizden bir tane daha yok bu dünyada.
     Oysa bunları gerçekleştirmek çok zor değil mi? Hayatın gizemine bir de insanın anlaşılmaz varlığı  eklenince,  çok ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Herkes bin yıl yaşayacakmış gibi tüm değerleri tahrip ederken, hayatta her şeyin izafi olduğunu da ne yazık ki göremiyor.  
     İnsan yapı itibariyle garip, düşünce ve ruh olarak da doyumsuzdur. Doğmak, yaşamak ve ölmek ekseni içerisinde güler, ağlar, üzülür, sevinir, darılır, barışır ve birçok serüvenle karşılaşır.   
     Yaşamı boyunca hep arayış içerisinde olur. İyi bir eğitim, iyi bir iş, iyi bir eş ve aile, iyi bir yaşam için doğal olarak mücadele eder. Birini buldum derken, diğerini kaybeder. Birçoğunun genç iken beslenmeye, gezmeye, yaşamaya imkânı olmaz. İmkân bulduğu zaman da sağlığı elvermez.
     İnsan arayışlarla elde ettiklerinin hiçbir zaman tamamını elinde tutamaz. Varlığını, sağlığını, sevdiklerini ve benzerlerini.  Buna rağmen arayışlar mütemadiyen devam eder, tıpkı fırtınanın bir kâğıt parçasını savurduğu gibi, hayat da insanı savurur durur. Bu arayışı sürdüren en büyük neden umuttur, çünkü umutlar hayatın toplamıdır.
     Umut tükenmeyen bir sermaye bitmeyen bir servettir. Başka bir deyişle umut hayattaki yaşama nedenimiz, dünyadaki yerimiz, yapacaklarımız, yapamayacaklarımız ve değiştirmeye çalıştıklarımızdır.
     Umut bazen sevincimiz, bazen üzüntümüz, bazen silahımız bazen de yüreğimizdeki sevdamızdır. Bazen umutlarımızın boyutu değişir, bazen de olmayacağını bildiğimiz halde yine de umut ederiz. Bu umulmadık umutlarımız bazen gerçekleşebilir, işte o zaman her şey olağanüstüymüş gibi gelir bize ve hayata daha çok bağlar yeni umutlar bizi.
     Sonra gerçekleşmeyen umutlar, gerçekleşip kaybolan umutlar bizi karamsarlığa iter, ama bu girdaptan çıkmak çok zor olmaz. Çünkü hemen yeni umutlar sarar içimizi, başa döner gibi oluruz, hâlbuki başı yoktur, sonu olmadığı gibi. İçimizdeki umut olduğu sürece var olacağız ve var oldukça değişip değiştireceğiz.
     Acaba zamanı hoyratça harcamayıp, hayattan umudunu kesmeden hayatı gereği gibi yaşayabilenler var mıdır? Varsa ne kadardır? 
     İşte üç aşağı beş yukarı yaşam tablomuz. Yirmili yaşlarda okul biter, hadi bir de buna askerliği ekle, evlen, iş bul derken gitti ömrün yarısı. Hele bir de yeni evlendik taksitlerimizi ödeyelim, bebek oldu onun ihtiyaçları, okula başladı masrafları ve arabanın taksiti, sonra evin borcunu bitirelim derken gitti ömrün üçte ikisi.
     Sonra mı? Hayata bakmaktan gözler yorulur, taktırırlar sana dereceli gözlüğü, artık varlığın bile belli olmaz çünkü çocukların evliliği, askerliği ve ihtiyaçları başlamıştır.
     Akşam önüne bir tabak yağsız, tuzsuz çorba gelir, çünkü doktorun yüksek kolesterol, şeker ve tansiyondan dolayı perhiz vermiştir.
     Artık yolun sonu görünmüştür, bütün sermayeniz iki ya da üç çocuk, kooperatiften alınıp borcu bitinceye kadar eskiyen bir ev, modeli eskimiş bir araba ha bir de sizin gibi sağlık sorunları başlamış bir hatundur. Ve bir gün ahlar vahlar içinde ufukta yıldız olur kayarsınız.    
     Kayar gideriz gitmesine de, eğer hayatta iken sahip olduklarınızın tadına varabilmiş iseniz,  Mevlana hazretlerinin dediği gibi, “Sen düşünceden ibaretsin, geriye et ve kemiksin, gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenli olursun.” Felsefesine bağlı yaşadıysan bir de diğer taraf için hazırlığın varsa ne mutlu sana. Yoksa, yoksa Allah yardımcınız olsun!

İbrahim KAÇIRAN
Kurucu