Tüm Haberler
Tüm Duyurular

KÜLTÜRÜMÜZÜN YOZLAŞMASINDA EĞT.LERİN SORUMLULUĞU
<< Geri Dön



Bu haftaki yazıma kültür konulu anonim bir şiirden alınmış bir dörtlükle başlamak istiyorum.
 
Gövdeye muhâlif kolda işim yok,
Meyvesiz kupkuru dalda işim yok,
Yozlaşmaya giden yolda işim yok,
Yurdumun değişmeyen töresindeyim
 
     Geçenlerde saat 20.15’te randevum vardı, randevu yerini bilmediğim için yakın civardan telefon açacaktım, buluşma yeri bana tarif edilecekti. Aksilik bu ya tam o anda telefonum kapandı.Elimde bir telefon şarjı Tuğcan Oteli civarında rasgele dükkânlara girip çıktım, her girdiğim iş yerine “Telefonumu iki dakika şarja koyabilir miyim “ diye sordum. Aldığım cevaplar çok ilginçti :“Boşta prizimiz yok.” .
     Çok önemli değil gibi görünen bu konu aslında yozlaşan ve tükenen bir kültürün emareleridir. Maalesef yozlaşma bununla sınırlı kalmamaktadır.
     Gözümüzün önünde birilerine haksızlık yapılır müdahale etmeyiz, adam vurulur şahitlik yapmaya korkarız, trafik magandalarının vurup kaçtığı bir yaralıyı hastaneye ulaştırmayız, yolda kalmış bir araca ya da yolcuya yardımcı olmayız, açlara, yoksullara, yetimlere garibanlara yardım elimizi uzatmayız.
      İnsan ilişkilerinde, medyada, sanatta, inançta, şiirde, resimde, müzikte, hatta tüm kültürel değerlerde seviyesizce hiçbir ahlaki sınır tanımadan ciddi bir erozyonla karşı karşıyayız. Eğer ciddi önlemler alınmazsa bu gelişmeler toplumsal intiharla sonuçlanır.
     Peki,  toplumu bu kadar ruhsuzlaştıran, özüne yabancılaştıran sebepler nelerdir acaba? “Komşusu açken tok yatmayı” yasaklayan yüce bir dinin mensuplarıyız. Her yıl sarayındaki mal varlığını halkına dağıtan kaanların, sultanların var olduğu tarihi bir kültürün mirasçıyız. Bilge Kaan’ın “Aç olanı doyurdum, çıplak olanı giydirdim.” vecizesi dünya tarihinin parolasıdır. Kısaca kültürümüz hiç ayırım gözetmeden “insanın” insanca yaşamasını, dayanışmayı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, kaderde, kıvançta ve tasada birleşmeyi gerektirir.
     O halde bu çarpıklığı niçin yaşıyoruz? Bence bu sorunun cevabı maddenin, manevi değerlerin önünde tutulması ve madde paylaşımındaki kıyasıya mücadele hırsıdır.      
     Yunus Emre maddenin şekil verdiği, mananın hayata hâkim olmadığı bir dünyada yaşayan insanlar için “Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı” demiştir.
     Aristo da “En bedbaht millet, kaleleri ayakta iken kültürü ve ahlakı harabe olan millettir. ” diyerek kültürel yozlaşmanın beraberinde, tabi olarak ahlakın harap olmasını da getirdiğine işaret etmiştir.
     Bugün düşünmeyen sadece midesine bağlı, ruh dünyası boş ve hayatı anlamsız bir toplum yaratılmıştır. Bu toplumu şekillendiren ve kültür elçisi olarak adlandırılan öğretmenlerin bu konuda masum olduklarına inanmıyorum.
     Öğretmen sadece sınava öğrenci hazırlayan bir makine olmamalıdır. Öğretmen bireyin beynine vatan sevgisini, ülkenin bölünmez bütünlüğünü, Allah korkusunu, maddi ve manevi değerlerini, insan olmanın gereğini nakış nakış işlemelidir ki kültür korunabilsin. 
     Yabancı bir devlet adamı, Osmanlı devlet adamına “Bizim nezdimizde saygıdeğer kalmak istiyorsanız lütfen kendiniz olarak kalınız” demiştir.
     Kendimiz olarak kalamadığımız içindir ki, yozlaşma ve sonuçta yok olma süreci başlamıştır. Bu kötü gidişata dur demek için Türk milleti olarak kendi yaramızı kendimiz sarmalıyız ve dünyaya referans olabilecek özgün bir değişim bulmakta gecikmemeliyiz.      
     Sonuç olarak, milli ve manevi değerleri asimilasyona maruz bırakmayacak değişim sisteminin öğretmenlerimizin elinden çıkmasını diliyor yazımı yine anonim bir şiirden alınan dizelerle sonlandırıyorum.
 
 Sevmiyor mu, acep millet yurdunu?
 Yozlaşmanın, görmez önü ardını!
 Kimse almaz, yazma boşa derdini,
 İyisi mi, buna nokta koyalım!

İbrahim KAÇIRAN
Kurucu