Tüm Haberler
Tüm Duyurular

2008 ANTALYA SEMPOZYUMUNDAN İZLENİMLER - 2
<< Geri Dön



   Türkiye Özel Okullar Birliği’nin Antalya’da düzenlediği VII. Eğitim Sempozyumunda ki izlenimlerimi ve çok değerli bilim adamlarının görüşlerini bu haftada sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
     TBMM Başkanı Köksal Toptan: Eğitim öğretim süresi 180 iş gününden 200 iş gününe çıkarılmalıdır. Çünkü gelişmiş ülkelerde bu saatler 200 ila 232 saat arasında değişmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı yaptığım dönemde 165 iş gününü 180 iş gününe çıkardık. Aksi takdirde 180 iş günü ile küresel rekabete katılmak mümkün değildir” dedi.
     Köksal, zorunlu eğitimin de 8 yıldan 12 yıla çıkarılması gerektiğini vurgulayarak,  “Türkiye’de özel üniversitelerin vakıf üniversitesi olarak dolaylı yoldan kuruluyor, anayasamızda özel üniversite açılması yasağının derhal kaldırılması gerektiğini belirterek, bu çağda özel Üniversite yasağı olan başka bir ülke var mı bilmiyorum ama bizde var dedi.
     Bir ülkenin gerçek zenginliğinin insan kaynağı olduğunu vurgulayan Toptan, insan merkezli bilgi ekonomisine ciddi geçiş süreci yaşamaktadır. Gittikçe küçülen yerkürede ülkeler yeni şartlarla karşı karşıyadır. Değişimi fark eden ülkeler kalkınma çağının önderi olabilirken, bu değişimin gerektirdiği teknolojiyi kullanmayan ülkeler yanlıştan kopmaktır, diyen Toptan sözlerini, Türkiye nüfusunun yarısından fazlasının 28 yaşının altında olduğunu,  genç nüfusun ancak eğitimle donatıldığında büyük avantaj sağlayacağı şeklinde tamamladı. 
     Talim ve Terbiye Kurulu Eski Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan da: ülkemizde fen ve Anadolu liselerinin sayıları 1300’lere dayandı. Ortaöğretim Kurumları bir kısım okullarının çok tercih edildiği ve bir kısım okullarının da iddiasız okullar olarak damgalandığı ikili bir yapıya büründü. Özellikle 1998 yılından sonra YÖK’ün yaptığı katsayı düzenlemesi ile ÖSS ham puan ortalamaları yüksek olan bu okullar daha avantajlı konuma geldi. Son yıllar itibari ile fen ve Anadolu liseleri ile genel ve mesleki liselerin arasındaki makas iyice açılmış oldu. Dolayısı ile ilköğretimi bitiren öğrencilerin gözünde bu okulları kazanabilmek varlık yokluk meselesi haline gelmeye başladığını belirtti.
     İşte eğitim sistemimizi derinden etkileyen ve başta müfredat yenileme olmak üzere, eğitimi iyileştirme adına yapılan birçok çalışmayı da adeta anlamsız kılan bu problematik çerçevesinde yeni Ortaöğretime Geçiş Sistemi gerçekleştirildi. Bu geçiş sistemi ile birlikte Bakanlık bir anda kendi kendini mercek altına alabilecek bir mekanizma geliştirmiş oldu.   
     Ortaöğretimdeki meslek liselerinin kapatılması gerektiğini belirten İrfan Erdoğan, ortaöğretim için diğer kademelerle de ilgilenilmesinin, yükseköğretime geçişin, ÖSS sisteminin görüşülmesinin zorunluluk olduğunu kaydetti. Erdoğan, şöyle devam etti: “Ortaöğretimdeki bütün arayışlarımızı kilitleyen mesleki eğitimdir. Yıllardan beri mesleki eğitime ağırlık verilmesi gerektiği söylendi. Mesleki eğitimden gerçek hayat, sanayi memnun değildir. Bu çelişkili durum devam ederken mesleki eğitim üzerinde durmak doğru değil. ABD ‘de mesleki eğitim ön lisans düzeyine çekiliyor. Avrupa ‘da ise ortaöğretim düzeyinde tutuluyor. Bizde daha karma bir yapı var. Şunu açıkça söylemek gerekir ki, mesleki eğitimi, yapısını bozmadan ön lisans düzeyine kaydırılabiliriz. Ortaöğretimdeki meslek liseleri kapatılmalıdır, kapatmalıyız. Türkiye ‘de herhangi bir binayı kapatarak değil, okulu kapatarak değil ama meslek liselerini ön lisans düzeyine çekerek bu tartışmalardan iyileştirici bir adımla çıkabiliriz.” dedi.
     Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Baykal ise: özelikle mizah dilini kullanarak, farklı bir üslupla bildirisini sundu. Baykal:  Ne öğretiyorsak onu ölçüyoruz! Öğrettiklerimiz geçerli mi? Öğrendiklerini gerçek yaşamda uygulama becerilerini kazandırabiliyor muyuz? Üst düzey nitelikleri ölçmek istiyoruz! Ama ezber ölçüyoruz. Testler ezber ölçer! Yazılı sınavlar sentez ölçer(mi?) OKS ezber ölçer! SBS ne ölçer? TIMMS yetenek ölçer! (Bizim test makineleri o yüzden başarısız!) Ürün ölçmeyelim! Süreç ölçelim! Ortaya çıkan sonuç: bezginlik, yılgınlık, kaygı, kaygısızlıktan başka bir şey değildir. Dört yanlış bir doğruyu götürüyor! Yanlışların hiç değeri yok mu? Kavram yanılgılarını neden ölçmüyoruz? Hayat 180 dakikaya sığar mı? Hayata kaç soru sığdırabiliriz? SBS’ de ki yabancı dil ne ölçüyor? Eşitsizlik, adaletsizlik, haksızlık ölçer. YÖP’ler arasında saygınlık farkı yaratılmıştır. Adayın zaman yönetimini gereksiz yere güçlendirmiştir.100 bin aday barajı geçememiş, kontenjanlar boş kalmıştır.
     Aynı okulun öğrencileri arasında, farklı okullar arasında, iller arasında adaletsizliğe yol açmıştır. Okulun okul programındaki başarısını değil, testteki başarısını ölçmektedir!
     Sonuç olarak dershaneleri kapatılmalı, ortaöğretim doğru değerlendirilmeli, fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Mesleki teknik eğitime yönlendirilmeli, nesnel geçerli, güvenilir, sade bir sıralama gerekmektedir diyen Baykal sözlerini, geçerliliğin ön şartı adalettir. Çünkü aynı gemideyiz ve işbirliği zorunludur diye tamamladı. Devam edecektir.