Tüm Haberler
Tüm Duyurular

ÖZEL ÜNİVERSİTE
<< Geri Dön



     Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk’ün öncelikli olarak üzerinde durduğu ve gelişmesi için her türlü yatırımı desteklediği alanlardan biri eğitim olmuştur.
     Bu çerçevede Atatürk’ün 1925 yılında mecliste yaptığı ve özel kişileri ve kuruluşları eğitime katkı yapmaya çağıran konuşması, Atatürk’ün özlemini duyduğu nitelikli Türk okullarının açılmasına neden olmuştur.                 
     Türk eğitim derneği bu tavsiye üzerine Türk çocuklarını, yabancı bir dil öğrenmek için yabancı okullara gitmekten kurtarmak amacıyla 1928’ de Hükümetinde desteğiyle Ankara, Kayseri ve Zonguldak’ta kurulan vakıflar marifetiyle özel okullar açarak bu alanda ilk adımları atmış oldu.
     1965 yılında 625 sayılı Özel Öğretim Karumları Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle bugünkü özel ve yabancı uyruklu okulların açılması teşvik edilmiştir. Ancak yine de gerçek kişilerin özel okul açması bu yasaya rağmen çok kolay olmamıştır.
     1980 yılından sonra Rahmetli Turgut Özal 625 sayılı kanunun muhtevasını genişleterek özel öğretim kurumlarının vakıfların dışında da açılmasını sağlayan düzenlemeler yapmıştır. Bu tarihten günümüze kadar gerçek ve tüzel kişiler tarafından binlerce özel okul açılmıştır.
     Bugün Türkiye de 2000’e yakın özel okul mevcut olup, bu okullarda yaklaşık 350 bin öğrenci eğitimini sürdürmekte, 60 bin öğretmen ve 11 bin personele de istihdam imkânı sağlanmaktadır.
     Ayrıca bu kurumlar devlete milyarlarca lira vergi öderken, binlerce öğrenci sosyal tesis, fiziki yapı bakımından donanımlı, 20–24 kişilik sınıflarda ve güzel bir ortamda eğitim görmektedir.
     Devlet memnun çünkü vergi almakta, öğretmen memnun çünkü iş imkânı bulmakta, veli memnun çünkü çocuğu güzel bir ortamda eğitim görmekte. Bunun dışında binlerce başarılı ve fakir çocuk bu okullarda burslu okumaktadır.
     Peki, bu işten zarar gören kimse var mı? Hayır!  O halde neden bugüne kadar özel okullara hep karşı çıkıldı?
     Bilindiği gibi YÖK başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ın “Üniversitelerin paralı olmasını, bu bedeli ödeyemeyecek durumda olanlara da burs verilmesini” önermesiyle yeni bir tartışma başlamıştır.
     Özel okullara karşı çıkan malum zihniyet, şimdi de üniversitelerin paralı olmasına karşı çıkmaktadır. Neymiş efendim, “Paralı üniversite vahşi kapitalizme uygunmuş, öğrenciler müşteri haline getirilirmiş, sosyal devlet ilkesine ters düşermiş…”     .
     Türkiye’de eğitim adına bir şeyler yapılmak isteniyorsa, Birincisi, mevcut devlet üniversiteleri paralı hale getirilmelidir. İkincisi ise, özel üniversitelerin sadece vakıflar tarafından değil de gerçek ve tüzel kişiler tarafından da açılabilmesine imkân tanınmalıdır.
     Neden mi? Devlet üniversiteleri paralı olursa devletin sırtındaki büyük mali yük kalkmış olacaktır. Üniversiteler maddi problemlerini çözmüş olacağından daha kaliteli eğitim verecektir. Zengin bütçeleriyle bilimsel araştırmaları daha rahat yapılabilecektir. Ödenek yokluğundan dolayı ihtiyaç olduğu halde açılamayan diğer fakülte bölümleri de açılmış olacaktır. Öğretim görevlerinin özlük hakları iyileşecektir. Zengin çocuklarından alınan paralarla fakir çocukların burslu okuması sağlanacaktır. Burslu okuyan öğrenciler üniversitelere borçlu oldukları için, Türkiye’de çalışmak zorunda kalarak kısmen de olsa beyin göçü önlenmiş olacaktır.
     Vakıf üniversitelerin dışında gerçek ve tüzel kişilerce üniversite açma yetkisine gelince, söz konusu kişilere özel okul açma izni veriliyorsa özel üniversite açma izni de verilmelidir. “Yüksek öğrenim daha önemlidir sadece vakıflar açabilir, ilköğretim ve liseler daha az önemlidir” mantığı son derece çelişkili ve yanlıştır.
     Eğer kalite kaygısı ile hareket ediliyorsa, zaten rekabet ortamından dolayı başarılı olamayanlar öğrenci bulamayacak ve silinip gidecektir.
     Ayrıca gerçek ve tüzel kişilerin açabildikleri ilk ve orta öğretim nasıl devlet yönetimin de ise, bu kişiler tarafından açılan üniversiteler de aynı yöntemle kontrol altına alınabilir.
     Hayır, efendim! Trilyonlarca liraya üniversite açacaksın ama mülkiyeti size değil de herhangi bir vakfa ait olacak, böyle kaç tane insan çıkar memlekette sanıyorsunuz
     Devlet olarak yaklaşımınız böyle caydırıcı olursa işte o zaman gerçek ve tüzel kişiler bu yatırıma cesaret edemeyecektir. Bunların yerine kar amacı gütmeyen çevreler vakıf adı altında özel üniversite açarak kendi amaçları doğrultusunda rejim karşıtı misyoner yetiştireceklerdir.
     İşte o zaman sizinde “Rejim elden gidiyor” demeye hakkınız olmayacaktır. Sonuç olarak yüksek öğretimin paralı olmasının “Sosyal devlet” ve “Fırsat eşitliği” ilkeleriyle bağdaşmadığı iddiaları kesinlikle doğru değildir.

İbrahim KAÇIRAN
Kurucu