Tüm Haberler
Tüm Duyurular

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ
<< Geri Dön



Eflatun’a insanoğlundaki kendisini en çok şaşırtan davranışları sorduklarında şöyle cevap vermiş:
  • İnsanoğlu çocukluktan sıkılır, büyümek için acele eder, sonra da çocukluğunu özler.
  • Önce para kazanmak için sağlığını harcar, sonra da yitirdiği sağlığını geri kazanmak için parasını.
  • Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar, sonra da hiç yaşamamış gibi ölür.
  • Hayata hazırlanmaya o kadar zaman harcar ki, hayatını yaşamaya vakti kalmaz.

   Yarınını o denli düşünür ki, bugünün elinden kayıp gittiğini fark etmez bile. Oysa hayat geçmişte ya da gelecekte değil, şimdiki zamanda yaşanır.

   Öğretmenlerin durumunu bu sözlerden daha güzel anlatacak başka bir ifade şekli olamaz herhalde.
   Öğretmenin yaşam biçimi bir paradigmadır. Tek hayatları vardır; o da meslekleridir.
   Üniversiteye kadar öğrencidir, buradan mezun olur, bu kez de öğretmen olarak yuvasına, okuluna tekrar döner.
   Eskiden ilkokuldan sonra öğretmen adayları yatılı öğretmen okullarına yerleştirilir ve çocukluklarını dahi yaşayamadan köy okullarına öğretmen olarak atanırlardı.
   Çocuklarların dünyasına girdiklerinde de; ödev, sınav, karne, kurs, mezuniyet… Derken,  zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bir de bakarlar ki ömürlerinin son demlerine gelmişler.
   Öğrencileri için araştırmak, kitap okumak, plan hazırlamak, derse hazırlanmak gibi sorumlulukları onların sadece okulda kaldıkları zamanı değil tüm hayatlarını kapsardı. Bu nedenle de yaşadıklarını pek anlamazlardı.
   İdealist öğretmenin bütün dünyası öğrencileridir, onlar ailesini ihmal eder ama öğrencilerini asla.
   O, köyde çalışırken ilerde şehir merkezine tayın isteyeceğini düşünerek, bir kooperatife yazılır. Şehirdeki kooperatifin aidatını ödeyebilmek için de bazı sosyal ihtiyaçlarını kısmak zorunda kalır.
   Çocuklarının başını okşamak, onlarla oynamak, onları sinema ya da tiyatroya götürmek gibi ne bir lüksü ne de zamanı vardır.
   Mesleğe ilk girdiği gün personel kanununun çıkacağını kıdemli meslektaşlarından duysa da kendisi emekli olduğunda dahi o kanun hala çıkmamış olur.
   Özlük haklarında iyileşme olacağını hep söylerler, ama yine özlük haklarında beklenilen iyileşmeyi görmeye de görev süresi kâfi gelmez.
   Siyasilerin, her fırsatta “Okula, kışlaya, camiye siyaset girmeyecektir.” demelerine karşın, siyaset en çok okullara girer ve öğretmenler siyasete alet edilir.
   Şimdiki öğretmenlerin hayat mücadelesi de eskilerden çok farklı değildir.
   Yıllar sonra şehir merkezine tayin olur, bir süre daha çalışır ve emekli olur. Hayatının geri kalanını rahat bir şekilde geçirmek isterken, köyde sağlıksız çalışma şartlarından dolayı bozulan sağlığını tedavi ettirmek için yıllarca biriktirdikleri üç beş kuruşu da tedavi için harcar.
   Aldığı maaşla geçinemediği için ek iş yapmak zorundadır.
   Okuldan çıkar çıkmaz ikinci işine koşturur eve döndüğünde yorgunluktan hiç bir şey düşünecek durumda değildir.
   Öğrencilerinin geleceklerini o denli düşünürler ki kendi geleceklerini unuturlar.

     Sonuçta, hiçbir şey yaşamadan kendisine ve sevdiklerine zaman ayıramadan, başını kaldırıp çevresindeki güzellikleri göremeden bu dünyadan ayrılırlar.

   Öğrencilerine iyi bir eğitim verebilmek için hem kendi hem de ilgilenemediği ailesinin hayatını riske atar. Bunun sonucunda ne mi olur? Sadece iki şekilde hatırlanır; birincisi 24 Kasım öğretmenler Gününde, ikincisi de vefatında. Hatırlanması da zincirle tüm okullara bildirilmesi şeklindedir.

   Yapılan kutlama ve anma törenlerinde de  “Öğretmenlerin hakkı ödenmez, onlar birer kahramandır.” gibi samimiyetten uzak birkaç klişeleşmiş sözler sarf edilerek hatırlanmış olurlar.

   Özetle, Atatürk’ün başöğretmenliği kabul ettiği 24 Kasım, 26’ıncı kez “Öğretmenler Günü”
Bir öğretmen maaşının 4 kişilik bir ailenin ortalama aylık giderinin yüzde 43’nü karşıladığı,
Yoksulluk sınırının 2 bin 150 YTL’ ye çıktığı günümüzde en yüksek öğretmen maaşı 1080 YTL olduğu,
Yüzde 38’inin ek iş yaptığı,
Yüzde 57’sinin kirada oturduğu,
Yüzde 82’sinin bankalara borçlu olduğu,
Yüzde 8’nin borçlarından dolayı intihar ettiği ya da intiharı düşündüğü,
Okullarda 70 bin açık varken 180 bin öğretmenin işsiz olduğu,
Yüzde 30’unun hiç tatil yapamadığı
Yüzde 53’ünün de ara sıra tatil yaptığı bir ortamda kutlanmaktadır.

     Bu tabloyu yetkililerin vicdanına sunuyorum. Kendilerini de yetiştirenin bir öğretmen olduğunu unutan yetkililerin vicdanına…Öğretmenlerimizin hak ettiği, sadece laf olsun diye söylenen sözlerle değil de değer verildiği için saygı duyulduğu, yıllarca boş vaatlerle oyalanmadığı, insanca yaşadığı, 24 Kasımların yaşanması dileğiyle, bütün meslektaşlarımın öğretmenler gününü kutlarım.