Tüm Haberler
Tüm Duyurular

21.yy ÖĞRETMENİ NASIL OLMALI ?
<< Geri Dön



 

     Öğretmenler toplumların kültür elçileri, gönüllü erleridir. Onların idealleri herkesten farklıdır. Onlar toprağa tohum saçarlar, tohumlar çiçek açar ve açılan çiçekler ışık saçarak topluma medeniyetin yolunu açar. Cefanın, vefanın, çilenin diğer adıdır öğretmen. Onları bazen Anadolu’nun en ücra köşelerindeki köy okullarında, bazen akan çatının tepesinde kiremitleri düzeltirken, bazen çocuklar üşümesin diye soba yakarken, bazen de kurşunların gölgesinde öğrencilerine kalkan olurken görürüz… Onlar, anadır, babadır, abladır, kardeştir. Onlar, Anadolu’dur, bayraktır, vatandır, topraktır, gelecektir…

 

     Madem öğretmenler ülkenin geleceği için ayrı değerdir, öyleyse, onların daha iyi yetiştirilmesi ve niteliklerinin artırılması devlet için bir görev değil zorunluluk olmalıdır. Çünkü geleceğin öğretmeni olmak artık eskisi kadar kolay değildir. Bakınız, Unesco, bilginin ilk kez kendini katlamasının 1750 yıl aldığını, daha sonra 50 yılda, şimdi 2 yılda,2020’de ise her 73 günde bir katlayacağını iddia etmektedir. Bu kadar hızlı ilerleyen bilgi ve akşamdan sabaha değişen teknoloji karşısında öğretmenleri hizmet içi eğitimlerle veya günü birlik alınan kararlarla 21.yüzyıla hazırlamak mümkün olabilir mi?

 

     Hele son zamanlarda bilgisayar teknolojisindeki gelişme, internet aracılığı ile sınırsız erişim imkânı, klasik öğretmen rolünden sıkılmış öğrencilerle birleşince öğretmen üzerindeki baskı daha da artmıştır. Artık sınıfta öğrencinin de aktif olduğu, değerlendirmenin yalnızca sınav demek olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Mamafih çevremizde gördüğümüz her şey hızlı bir değişim ve gelişim içerisindedir. Öyleyse sistem bir taraftan mevcut öğretmenleri çok kapsamlı hizmet içi eğitimlerle geliştirmeyi zorunlu kılarken, diğer taraftan yeni öğretmen adayları için işe en başından başlanması gerekir. Şöyle ki:

 

  • Fakültedeki eğitim sürecinin içi doldurulmalıdır. Özetle, teknoloji kullanımı, tutum değişikliği, alan bilgisi, öğrenci gelişimi, öğretimi planlama, öğretim stratejileri, bilimsel işlem becerileri, sınıf yönetimi, sınıf içi etkinlikler ve mesleki gelişim konularının adaylara eksiksiz ve uygulamalı olarak verilmelidir.
  • Ataması yapılan öğretmenlerin gelişimleri yakından takip edilmelidir. Mesleki ve genel kültür düzeyleri belirli aralıklarla (örnek beş yılda bir gibi) sınavla ölçülmelidir. Yetersiz görülenler meslekten çıkarılmalıdır.
  • Öncelikle öğretmen adayları ÖSYM”nin yapmış olduğu sınavlarda ilk 50 bin dilimindeki öğrenciler arasından seçilmelidir.

 

     Söz konusu dilime giren öğrencilerin mesleğe uygun olup olmadığına ayrıca mülakatla bakılmalıdır. Asıl olması gerekenler bunlarken ülkemizde durumun ne olduğunu size sadece bir örnekle anlatacağım:

 

     Ülkemizde 2014 yılında MEB’in öğretmen almak için ÖSYM aracılığıyla yaptırdığı sınavın sonuçları aşağıdaki şekildedir:

 

     Türkçe öğretmeni olmak için 15 bin 207 aday sınava girmiş ve bunlar kendilerine sorulan 50 soruya ortalama olarak 32.345 doğru cevap vermişler.

 

     İlkokul matematik öğretmenliği için 6 bin 614 aday sınava girmiş; 50 soruda ancak 20.135 doğru cevap ortalaması elde edilmiş.

 

     Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği için 23 bin 640 aday sınava girmiş; 50 soruya ortalama 21.196 doğru cevap alınmış.

 

     Lise matematik öğretmenliği için 17 bin 919 aday sınava girmiş; 50 soruda ortalama doğru cevap 16.676 olmuştur.

 

     Hal böyle olunca, kötü eğitimden, düşük puanla alınan öğrencilerden becerisi ve bilgisi sınırlı öğretmenler elde edersiniz. Başka bir deyişle girdi neyse çıktı da o olur.

 

     Ayrıca geleceğin öğretmen adayları mesleğe başladıktan sonra da her şeyin bitmediğini tam tersine mücadelenin esas bundan sonra başlayacağı gerçeğini bilmeleri gerekir. Öğretmenlerin üç temel konuda ömür boyu kendilerini geliştirmeleri esastır. Bunlar: öğretmenlik bilgisi,  alan bilgisi ve genel kültür bilgisidir. Yani, yaşam boyu eğitimle iç içe yaşamalıdırlar. Aslında yaşam boyu eğitim hayatımızın her safhasında vardır. Buna bağlı olarak, Unesco “Yaşam Boyu Eğitimi” dört temel başlık altında toplamıştır. Bunlar:

 

  • Bilmek için öğrenme
  • Yapmak için öğrenme
  • Beraber yaşamayı öğrenme
  • Birey olmayı öğrenmedir.

 

     Sistem öğretmen adaylarını bu aşamalardan geçirdikten sonra artık gönül rahatlığıyla yaratıcı, açık görüşlü, kendisi ve çevresiyle barışık, kendini geliştirmeyi seven, teknolojiye meraklı,  merak uyandıran, sürekli öğrenmeyi öğreten,  başarıyı artırmak için bireyi hazır hale getiren, bireysel farklılıkları gören, öğrenmeyi isteyecek hale getiren, çalışmanın sonucunda elde edeceği kazanımı öğreten, işbirliği içinde çalışma alışkanlığı kazandıran öğrencilerin ihtiyacını anlayan, alan bilgisi tam, derslerinde çeşitli metot ve teknikleri kullanabilen, dünyada olup bitenden haberdar olan, dersleri soyut olmaktan çıkarıp güncel örnekler veren, görselliği ön plana çıkaran, kılık kıyafeti ile örnek olan, esprili, saygılı, yapıcı, güler yüzlü, gelecekle ilgili yeni paradigma ve metodolojilere aşina olan öğretmen olmalarını isteyebilecektir.

 

     Elbette, öğretmenlerden bunları hatta daha fazlasını istemek ülkemiz ve geleceğimiz olan çocuklarımız için bir zarurettir. Ancak öğretmenlerden bunları isterken, devletimizin de öğretmenler için özveride bulunması gerekir. Aksi takdirde limon, maydanoz satmak zorunda bırakılan veya toplumsal statüsü yıpranmış öğretmenlerle çağa ayak uydurmak elbette mümkün değildir.

 

     Tüm bu bahsettiklerimden hareketle 21.yüzyıla öğretmen hazırlamak bir bütün işidir. Bu bütünün tek bir parçasının bile eksik olması sistemin yanlış sonuçlar doğurması için yeterli olacaktır. Onun için sürekli işleyen bir sistem, bu sisteme ise sağlıklı girdinin sağlanması şarttır.

                                                                                               İbrahim Kaçıran