Tüm Haberler
Tüm Duyurular

25 ARALIK
<< Geri Dön



   Bugüne kadar Antep savunmasında hep yiğit Anteplilerin verdikleri destansı mücadeleyi yazdım. Bu defa insan haklarının takipçisi olduklarını iddia eden, hak ve hukuk savunucusu (!) İngiliz ve Fransızların Antep savunmasında yaptıkları zulümden bahsedeceğim.
Halep’te atlarına saman bulamadıkları gibi havadan sudan bahanelerle Antep’e giren İngiliz süvarileri, yıllarca Antep’te yaşayan ve Anteplilerle çok yakın dostluk ilişkileri içinde bulunan Ermeniler tarafından coşkuyla karşılanmıştır. Süvariler, evlerinin balkonlarına, kapı ve pencerelerine çıkıp, sevinçten çığlık atan Antepli Ermenilere Halep’ten getirdikleri şekerlemeleri fırlatıyorlardı. Ermeniler, “Yaşasın İngiltere! Yaşasın Ermenistan!” diye bağırıyorlardı. İngiliz bayraklarını, evlerinin balkon ve kapılarına astılar.
    İngilizlerin amacı, Çukurova ve Maraş yöresinde kurulması planlanan Ermeni devletinin topraklarına Antep’i de katmaktı. Bunun için Antep’e kalabalık Ermeni kafileleri de geliyordu. Dışarıdan Antep’e gelen Ermeniler beğendikleri Türk evlerine sahip çıkmış, işgal kuvvetleri komutanına dilekçe vererek Türkler tarafından yıllar önce dedelerinden gasp edilen (!) evlerinin iadesini istiyorlardı. Dilekçeleri kabul edildi ve o karda kışta Antepli aileler çocuklarıyla birlikte sokağa atıldı, evleri de Ermenilere verildi.
    Antep’in eşrafı yıllarca birlikte yaşadıkları Ermeni komşuları tarafından gammazlanmış ve tutuklanmıştı. Bu insanları Halep’te önce bir ahıra kapattılar. Oradan da Mısır
Çölü’ne sürgüne gönderdiler. Antepli esirlerin naklinde refakatçi olan Antepli Ermeniler o insanlara yol boyunca zulmederek, onları tekmeleyip, onlara hakaret ettiler. Sürgün yerine teslim edildikten sonra da Ermeni doktorlar bazılarına vücutlarında sağlam yer bırakmayacak kadar işkencede bulundular. Ölenleri de mezar yerine, eşek arabalarıyla hendeklere bıraktılar. On beş bin esiri krizol banyosuna sokarak gözlerini kör ettiler. İngilizler bütün esirlere özelikle at ve katır eti yedirdiler. Hâlbuki Lohanlı Mehmetzade Efendi esir aldığı düşman askerlerine geçim kaynağı olan üç keçisini de keserek yedirmişti.
    Esirlerin durumu böyle iken, şehre yerleşen işgalciler ise, kapı kapı dolaşarak silah topluyorlardı. Tam on dört araba dolusu tüfek, tabanca, süngü, bomba, kılıç, kasatura, dinamit topladılar. Silah toplayan askerler girdikleri evlerde kadın ve kızlara sarkıntılık ediyor, tecavüze yelteniyor ve girdikleri evleri gasp ediyorlardı. İtiraz edenleri de “Evlerini aratmadılar, bize karşı koydular.” suçlamasıyla nezarethanelere götürüyorlardı.
    İngiliz bir yüzbaşı ile Papaz arasında geçen diyalog aynen şöyle:
Papaz Antepli bir Ermeniydi.
Papaz: Yüzbaşım tevkifini emrettiğiniz şahısları getirdim. Yüzbaşı: Neredeler? Papaz: Bahçedeler! Yüzbaşı bahçeye çıktığında üçünün de kar üzerinde yalınayak, pijamayla ölü halde bulur. Belli ki yataktan alınmışlar yolda döve döve öldürülmüşler. Yüzbaşı: Ne oldu bunlara?
Papaz: Komutanım biri kafasını dipçiğe çarptı, diğer ikisi de silahımdan çıkan kurşuna değdiler. İkisinin dudaklarında alaysı bir gülümseme belirdi.
    İngilizler yerini 29 Ekim 1919’da Fransızlara bıraktılar. Fransızlar İngilizleri hiç aratmadı, hatta daha fazlasını yaptılar. Fransızlar Antepli Ermenilerin yollarına döktükleri gülleri tepeleyerek, alkışlar arasında şehre girdi. Akyol Karakolu’nun önünden geçen bir Fransız subayı dalgalanan Türk bayrağını görünce aracı durdurdu, nöbetçi polise bayrağı indirtti ve ayaklarının altına alarak paspas yaptı. Aynı subay arabasının arkasını açtı, çok sayıda Fransız bayrağını çıkardı ve resmi kuruluşlara asılması için emir verdi.
Ve bir bildiri yayımlandı.1-Üzerinde silah bulunduran her Türk kurşuna dizilecektir. 2-Yaralanacak bir Fransız askerine karşılık olarak halktan iki kişi kurşuna dizilecektir. 3-Bir evden silah sıkılırsa o ev yakılacaktır.
    Fransız Yüzbaşı Halep Muallim Mektebi’ni kuşattı:“Antepli öğrenciler ayrılsın” dedi. Dokuz öğrenci ayrıldı. Öğrencilerin yüzünü duvara çevirdiler ve kurşuna dizdiler. Askerlere karşı koyan okul müdürü de yere yatırıldı, süngüyle linç edildi.
    İşgal gecelerini Dokurcum Değirmeni’ndeki mağarada geçiren on dört, on beş yaşlarındaki on dört çocuk bir düşman askerinin, kimse yok mu sesiyle uyandılar. On dört çocuğun ellerini arkadan bağladılar, o çocukların yalvarmasına aldırmadan hepsini kurşuna dizdiler.
    Fransızlar bir camiyi bastılar, 600 yıllık el yazması Kuran-ı Kerim’i yollara atıp ayakları altına aldılar. Eyüpoğlu Camisi’nin minaresine sık sık çıkan Antepli bir Ermeni, Müslümanlara sinkaf ve hakaret ediyordu. Antep’te yaşayan binlerce Ermeni kiliselerinde çok rahat ibadetlerini yaparken hiçbir Antepli mani olmamıştır. Ancak işgal kuvvetlerinin gelmesiyle Müslümanların ibadetleri engellenmiş, ezan yasaklanmış, Türk bayrakları indirtilmiş, camiler pansiyon gibi kullanılmıştı.
Bir bacağı tahtadan olan Mehmet ise iki çocuğu ve hanımıyla Cerit Köyü’nde yaşıyordu. Fransızlar Maraş’a giderken Cerit Köyü’ne girdiler. Mehmet’in kapısını çaldılar. Hanımı Fatma pencereden baktı, askerleri görünce korktu. Kocası Cemil’i uyandırdı, “Kalk köyü düşman bastı” dedi. Fransız askerleri içeri girdi dört ve beş yaşındaki küçük çocuklar annelerine sarılmış, korkudan titriyorlardı. Düşman askerleri, “Evi boşaltın” dedi. Kadın iki çocuğunu aldı ve kapıdan dışarı çıkarken, “Kocan ve çocukların gitsin, sen bizimle geceyi geçireceksin” dediler. Mehmet tek bacaklı olduğu halde askerin gırtlağına sarıldı, duvara çarptı, altına aldı; ama diğer askerlerin süngüsüyle can verdi. Fatma sabah köylüler tarafından ağaçta asılı bulundu. Çocuklar da cesedi dışarı atılan şehit babanın göğsünde donmuşlardı.
    Doğu ve Güney cepheleri’nde Birleşik Kuvvetlerinin (Rusya, İngiltere, Fransa) desteklediği Ermenilerin vahşice öldürdükleri Müslümanlara dair korkunç haberler alınmıştı. Vahşete şahit olanlar; insanların ahırlara doldurularak yakıldığından, kadınlara tecavüz edildiğinden, çocukların süngüye geçirildiğinden, anasının kucağından zorla alınıp, diri diri yakılan bebeklerden bahsetmişlerdi. Derisi yüzülerek öldürülen bir şeyhin ve köy meydanındaki ağaca çivilendikten sonra organları teker teker kesilmek suretiyle katledilen itibar sahibi ihtiyarların hikâyeleri ise dilden dile dolaşmıştı.
    Hatice, Kamil ile birlikte evine gidiyordu. Fransız askerleri Hatice’yi aralarına aldılar, taciz ettiler, sarkıntılık yaptılar ve üstünü başını yırttılar. Kamil çocuk olmasına rağmen kartal gibi ırz düşmanlarının üzerine atıldı ama Kamil’i kalbine süngü saplayarak şehit ettiler.      
Antepli Şahin ise, esaretten yeni kurtulmuş Kilis’te bulunuyordu. Haber alır almaz derhal gönüllü milislerini topladı ve kısa bir konuşma yaptı. “Arkadaşlar: Galip gelirsek Antep’imizi, memleketimizi, ölürsek de, Türklüğün haysiyetini kurtarırız.“ Şahin’e beş, on adamla düşmana karşı koyamayız diyenlere de “Düşman cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez.” demişti. Şahin sözünü tuttu, Almalı Köprüsü’nde tek başına kaldı, mermisi bitti, süngüyle bile düşmana onlarca kayıp verdirdi. Binlerce askere karşı kahramanca savaştı; ama olmadı. Fransızlar Şahin’i delik deşik ettiler, cesedini tekmeleyerek kenara attılar. 
    15 Mart 1921 tarihinde Londra’da yapılan antlaşma gereği Fransızlar 25 Aralık 1921’de Antep’i terk etmişlerdir. Bu kurtuluş mücadelesinden dolayı 06 Şubat 1921 tarihinde Antep’e TBMM tarafından gazilik unvanı verilmiştir.
Fransızların çekilmesinden sonra, Antep adeta harabeye dönmüş, geride 6317 şehit, 7000 yaralı ve 10.000 yıkılmış ev kalmıştı. Tam on bir ay sekiz gün hiçbir yardım almadan düşmana direnen Antep, teslim olmak zorunda kalmıştı.
Mustafa Kemal Paşa da “Ben Anteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki? Onlar yalnız Antep’i değil Türkiye’yi de kurtardılar.” demiştir.
Bütün dünyanın ayakta alkışladığı, "Antep Savunması" için Fransız General GURO: "Beyler siz hayal görüyorsunuz! Türklerin işini Yunanlılar mı bitirecek? Biz koca Fransız Devleti, bir Antep sancağı ile başa çıkamadık." demiştir.
Allah o günleri bir daha yaşatmasın dileğiyle. Mutlu kalınız.

İbrahim KAÇIRAN
Kurucu