Tüm Haberler
Tüm Duyurular

MUALLİMDEN ÖĞRETMENE, ÖĞRETMENDEN HOCAYA
<< Geri Dön



   Osmanlı döneminde öğretmenlerin ismi muallimdi. Muallim; ders veren, eğiten, öğreten, irşad eden,  terbiye eden kişi olarak tanımlanırdı. Bunların dışında muallimlerin, insanlarda fikir, beden ve ahlak terbiyesini gerçekleştirmek gibi bir misyonları da vardı.
   Osmanlıda muallim ve müderrislere büyük önem verilirdi. İlim ve medeniyetin ilerlemesi, yayılması için büyük gayretler gösteren ilim adamlarına her türlü maddi ve manevi destek sağlanırdı.
   Muallimlerin işlevi bunlarla sınırlı kalmıyordu, toplum üzerindeki hissedilir etkileri ve itibarları da çok farklı bir portre çiziyordu. Toplumu yönetecek liderler muallimlere emanet ediliyordu. Toplumun tavandan tabana şekillenmesi muallimlerin elinde gerçekleşiyordu.
   Tabi bu itibar, toplumun en seçkin insanlarından seçilmiş olmaları iyi bir eğitim almış olmaları, bilgi ile donatılmış, özgüvenleri yüksek, değişimin öncüsü olarak yetkilendirilmeleri, maddi sıkıntı içinde olmamaları gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır.
   O dönemlerde müderris ve muallimler almış oldukları son maaş üzerinden emekliye ayrılıyorlardı. Sırf parasal açıdan olayı değerlendirmiyoruz elbette.   Muallimler toplumun en önemli moral değerleri arasında yer alıyordu.
   Osmanlı ilme ve eğitimciye saygı gösterdiği sürece yükselmiştir. Hatta açtıkları pek çok üniversite ve akademi bugünkü dünya medeniyetinin de kaynağı olmuştur.
   Fakat on sekizinci yüzyıldan itibaren muallim yetiştirme konusunda yapılan bazı yanlış çalışmalar sonuç vermeyince geri sayım başlamıştır.
   Eğitim ve eğitimciye saygının azaldığı Osmanlıda ilimden uzaklaşmalar başlamış,  buna bağlı olarak da kurumlarda bozulmalar, liyakat eksikliği ve adam kayırmacılık hissedilir düzeye çıkmıştır. İmparatorluğun çöküşünde eğitimde yapılan hataların payının büyük olduğu konusunda birçok otoritenin mutabakatı söz konusudur. Çünkü devletin bakış açısı mutlak manada eğitim sistemini etkiler.
   Bu kısa özetten sonra bir de Cumhuriyet döneminde kısa bir yolculuk yapalım. Doğal olarak Cumhuriyet bir kırılma noktası olduğu için Osmanlıdan eğitim kurumlarını devraldıktan sonra değişime uğratmıştır.
   Ne yazık ki, Mustafa Kemal döneminde başlatılan kreatif vizyonun düşünceye nüfuz düzeyi, günümüzdeki yetkililerden daha ileri düzeydedir.
   Çünkü Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar iktidar sahipleri, kendi siyasal düşüncelerine uygun bireyler yetiştirmek için gayret sarf etmişlerdir.
   Diğer taraftan liyakate bakmadan köşe başlarına kendileri gibi düşünen yöneticileri getirmişlerdir.
   Dolayısıyla öğretmenler “Devlette devamlılık esastır.” misyonundan uzaklaştırılmıştır. Konsept bu olunca, tarihsel geçmişle her türlü bağları koparılan öğretmenler siyasal duruşun verdiği görevi en iyi şekilde yapmaya çalıştılar.
   Sonuç ne mi oldu? İtibarları zedelendi, birçoğu öğretmenliğin dışında ek iş yapmak zorunda kaldı. Kimisi pazarda limon satarken, kimisi de çiçek satarak hayatını idame ettirmeye başladı.
   ÖSS tercihlerinde hiçbir yere giremeyen öğrenciler işsiz kalma korkusuyla bari öğretmen olalım şeklinde düşünür oldu.
   Etap etap yıpranan öğretmen, toplumun gözünde sıradanlaştı, dolmuş şoförü tüm yolcularına, restoran komisi ismini bilmediklerine, bakkal para üstü verirken müşterisine “HOCA” diye hitap etmeye başladı.
  Toplumda eğitimcilerin adı önce “muallimdi”, sonra “öğretmen” şimdi de “HOCA” oldu.
  Bu noktaya gelmesinde siyasal iktidarların hata payı asla inkâr edilemez; ancak bunun karşısında biz öğretmenlerin de tamamen masum olduğu söylenemez. Tüm öğretmenlerin eski itibarlarına kavuşmaları dileğiyle…

İbrahim KAÇIRAN
Kurucu